Merhaba sevgili blog.
Artık biraz değil,baya boşladım seni. Ah bir nasıl yoğunum bilsen !
Sabah güneşi panjurumun çizik kısımlarından tam gözüme gelecek şekilde beni kaldırmaya çalışıyordu. Kaçmayı denesemde başaramadım ve güneş ışınları sanki kırda oynayan çocuklar gibi suratımda tepinmeye devam ederek beni homurtu çıkararak uyanmama sebep oldular.Diş yıka,saç yıka,kıyafet ara,bulama,çıldır. Günlük rutin işler işte. Evdekilere 'Hoşçakalın!' Diyerek kapıyı çarparak ilk gün okula giden çocuk sevinciyle evin basamaklarını indim.Kapıyı açtım,oksijeni içime çektim,tam o sırada benim kız geldi.Başladı sırnaşmaya,oyunlara...Kafasından 2 makas olarak güle oynaya caddeye çıktım.Minibüse bindim.Minibüsler hep beni korkutur,sanki tam yerinde inemiycekmişim gibi,o kalabalığın arasında boğulup gidecekmişim gibi hissediyorum hele bir de buna trafik eklenince tutarsız davranışlar sergiliyorum. Kendimi minibüsten atarak sigaramı arıyor ellerim,ellerim cebime girince anlıyorum ne kadar üşüdüklerini. Metrobüs o konuda biraz durmak istiyorum. Her gün 3-5 kişi yavşıyor bende yavşamak istiyorum ama biraz peşimden koşsunlar istiyorum ama öyle olmuyor yani bir kaç kişi daha uçup gidiyor...
Okul,kulüpler derken zaman 8-9 a geliyor eve gel uyuyama o zaten ayrı konu...
Hayatım bir boşluk tuşunun gerekliliğini felsefe edilmiş bir şekilde devam ediyor.Şehrin gürültüsünü boğarak elimden geldiğince çığlık atmaya çalışıyorum. Ölülerin toprak altındaki sessiz çığlığında yok olup gidiyor sesim yankı yapamadan,sona ulaşamadan.Tekrar eden sonlardan hiç hoşlanmam ama sonumun ne olacağınıda biliyorum.Bir beden tek bir işe yarayabiliyor;Mühendis olurken,tiyatrocu olamıyorsun; öğrenciyken eve çıkalamıyor;bir ilişkiye hazır olmadan kimseye yavşayamıyorsunuz...
Şimdi okul için 5.40 da kalkmam gerekiyor. Ben gözlerimi kapatıyorum güneşin benle sabah eğlenmesi için.